Hayat, insanın kendi potansiyeline ulaşabilmesi için dikkatle, incelikle, muhteşem bir zekâyla dizayn edilmiştir. Yapman gerekeni yapamıyorsan, olamıyorsan, doğamıyorsan hayat çok acıtır, anlaman için hırpalar, yorar. Seni sen yapabilmek için ne gerekirse yapmaya hazırdır.
Asla rahat bırakılmazsın.
Öylesine, anlamsız varolmazsın.
Mutluluğa saklanamazsın.
Öyleyse acına sahip çıkmalısın!
Çünkü acı, bilginin bedene inmesidir.
Bilgiyi bedene indirmeli, olman gereken şeye dönüşmelisin.
Çi
30 Mart 2015 Pazartesi
#55 : Çekmeceler
Herkesin çekmeceleri varmış. Geçenlerde öğrendim. Ağzına kadar -tıklım tıklım- olup da kilitli olanlardan korkuyorum en çok. Biliyorum ki onları boşaltmak hem zaman hem de güç istiyor. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi, anılarıyla barışması yaş aldıkça zorlaşıyor. Ya dolduramayanlar? Boş kalanlar? Onları pek dert etmiyorum, bana göre doldurmak hep kolay, boşaltmak hep zor.
Sena
Sena
#54 : Güneşi Görmek
Tam da herşeyin yolunda gittiğini düşünürken bir sabah uyandığınızda, heyecan vermeyen işinize gittiğinizde, aşık olmadığınız adam arayıp ödünç alınmış aşk kokulu cümleleri size söylediğinde, size keyif vermeyen insanlara mecburi günaydınlarınızı ilettiğinizde, hayat aslında size kocaman bir tokat atar. İşte o bardağı taşıran son damladır.
İlk etapta insanın canı çok yansa da iyi ki atılmıştır o tokat. Neticede hissedilmeyen tokatlar yaşayan ölülere mahsustur. Farkındalık denen şey acıdır. İzin verdiğinizde yani yok saymadığınızda illiklerinize kadar acıtır, kanatır.
Sonra Güneş doğar. En sarı ve en parlak haliyle. Hiç görmediğiniz kadar iyi görür ve hissedersiniz. Tekrar keyif alır, tekrar heyecanlanır, tekrar aşık olursunuz.
Böyle bir döngü sanırım hayat.
Her düşüş daha bir yüksekten, her çıkış daha bir mutluluktan.
Sena
İlk etapta insanın canı çok yansa da iyi ki atılmıştır o tokat. Neticede hissedilmeyen tokatlar yaşayan ölülere mahsustur. Farkındalık denen şey acıdır. İzin verdiğinizde yani yok saymadığınızda illiklerinize kadar acıtır, kanatır.
Sonra Güneş doğar. En sarı ve en parlak haliyle. Hiç görmediğiniz kadar iyi görür ve hissedersiniz. Tekrar keyif alır, tekrar heyecanlanır, tekrar aşık olursunuz.
Böyle bir döngü sanırım hayat.
Her düşüş daha bir yüksekten, her çıkış daha bir mutluluktan.
Sena
26 Mart 2015 Perşembe
18 Mart 2015 Çarşamba
#52 : Yapabilirsiniz !
Dünya'da bir şeyi bir kişi yapabilmişse, sen de yapabilirsin !
Sana destek olanları al yanına, köstek olanları bırak. Bırakamıyorsan kulaklarını kapa. Her ne oluyorsa vardır bir hayır. Sakın vazgeçme istediğinden. Şükret ! Her anına, her durumuna.
Vazgeçirmek isteyecekler, yıldırmak isteyecekler, beceriksizsin diyecekler.
Aldırma.
Her ne yaşamış olursan ol. Sen çok değerlisin.
İnan bana. Yapabilirsin, istediğin hayatı yaşayabilirsin.
Sena
#51 : Gamzeli Anne
Bazı zamanlar oluyor ve ben gündemden çok uzak kalmayı tercih ediyorum. Dünya'da olan bitenden haberim olmuyor. Gamze için tüm Türkiye'nin seferber olup ilik araması, bulması süreci de sanıyorum o bazı zamanlarıma denk geldi.
Ayşe Arman vefat ettiğini yazınca tanıştım kendisiyle. Blogunu okudum. Resmen dağıldım. Aslında günlük rutin diye adlandırdığımız, sevdiklerimizle olduğumuz, kendi başımıza ihtiyaçlarımızı karşılayabildiğimiz her an büyük bir nimet, büyük bir lütuf.
Okuyun, ne dediğimi anlayacaksınız. Sağlığınız yerindeyse mutsuzluk lüks sizin için.
https://atakan310309.wordpress.com/
Ayşe Arman vefat ettiğini yazınca tanıştım kendisiyle. Blogunu okudum. Resmen dağıldım. Aslında günlük rutin diye adlandırdığımız, sevdiklerimizle olduğumuz, kendi başımıza ihtiyaçlarımızı karşılayabildiğimiz her an büyük bir nimet, büyük bir lütuf.
Okuyun, ne dediğimi anlayacaksınız. Sağlığınız yerindeyse mutsuzluk lüks sizin için.
https://atakan310309.wordpress.com/
12 Mart 2015 Perşembe
#50 : Kabul Etmek
Hislerimizi de zihin süzgecinden geçirir olmuşuzdur yıllar içinde. Hissetmeye izin verdiklerimiz ve hissetmeyi bile reddettiklerimiz vardır. Gerçekte ne hissettiğini zihninin de algılamasına izin veren kişi, içinde bulunduğu durumları değiştirecektir.
Yaşamlarımızda yapmamız gereken değişiklikler, zihinsel kalıpların bekçisi olan toplum ve çevre tarafından onay görmeyeceğinden; onay görmeden değerli hissedemeyen şekillendirilmiş bizlere yapacak tek şey kalmıştı tabii: duygularımızı bastırmak…
Kabulde olmaya an’larla başlamalıyız. Tam da o an’ın içinde ne hissettiğimize bakarak… Hissettiğimiz şeyi neden reddetmeye çalıştığımızı anlamaya odaklanmalıyız.
“Böyle hissedersem ne olur?
Bu olduğunda ne olur?”
“Böyle hissetmek beni nasıl biri yapar?
Öyle biri olsam ne olur?
Kime göre öyle biri olmuş olurum?
Bana göre de öyle biri mi olmuş olurum?”
gibi sorular sorarak, hissetmeye izin vermeliyiz. Hislerimizle yüzleşmeli, hislerimizi oldukları gibi kabul etmeliyiz. Diyelim ki duygunuz korku. Korku hali size hissettirdiklerini yeniden yaşamaktan korktuğunuz için kalır, hatta büyür. Korktuğunuzda onu kabul edebiliyorsanız öylece olduğu gibi, öncesini sonrasını düşünmeden, onu allayıp pullamadan, o da sizi kabul eder olduğunuz gibi.. Geldiği gibi gider.
Duygularımızı kabul edebilir hale geldikten sonra bu yaşamımıza da sirayet eder. İçinde bulunduğumuz durumları da kabul edebilir, onlarla yüzleşebiliriz. Özgürleşmiş duygularımızla, kurban psikolojisinden çıkıp yaşamlarımızın gerçekliklerinin sorumluluğunu alma yolunda ilerlemekteyizdir artık.
Tarafımızdan kabul gören her şeye yansıttığımız, öz’ümüzün saf sevgisidir.
“Olduğu gibi kabul edilen hiçbir şeyin üzerimizde bir yaptırımı kalmaz.”
Alıntıdır
#49 : Sessizlik
Beni dinlemek yalnızca bir başlangıç; ondan sonra da ağaçları, dağları, Ay'ı, uzaktaki yıldızları dinlemen gerek, hepsinin sana iletecek mesajları var. Gündoğumu ve günbatımlarına kulak vermelisin....Hepsi çok uzun zamandır seni bekliyordu. Bir kez dinlemeye başladığında tüm varoluş seninle konuşmaya başlar. Şu anda yalnızca kendi kendine konuşuyorsun ve kimse dinlemiyor.
Osho
Osho
5 Mart 2015 Perşembe
#48 : Rüyalarını Gerçekleştir
Einstein dört yaşına kadar konuşamadığı için ailesi onun geri zekâlı olduğunu düşünüyordu. Müzik öğretmeni, Beethoven’ı “umutsuz vaka” olarak tanımlamıştı. Muhammed Ali’ye öğretmeni “Senden hiçbir şey olmaz” demişti. Sağır, dilsiz ve kör Helen Keller’in başardıklarını çoğumuz biliyoruz. Bilmiyorsanız biyografisini okumanız size ilham olacaktır.
Günlük gazetelerde zaman zaman tüm zorluklara rağmen ayakta durmayı ve fark yaratmayı başarmış insanların haberleri ve hikâyeleri yayımlanır. Onları bir başka gözle oku. Empati kurarak ve ilham alarak oku.
Yaşamında boşluk hissediyorsan yaşamadığın içindir. Neyi yaşamadığın için? Rüyalarını. Yüreğinin rüyalarını. Belki bugüne kadar gerçekleşirse seni mutlu edeceğini düşündüğün birçok amacını gerçekleştirdin. Peki, o boşluk geçti mi? Ne çok insan kendisini mutlu edeceğini sandığı şeyleri gerçekleştirdiğinde mutlu olacağı yerde daha da mutsuzlaşıyor. Çünkü başarının geçici sarhoşluğu geçtikten sonra, umduğu doyumu bulamamış olmanın hayal kırıklığını yaşıyor.
Gittikçe daha çok insan “Yüreğinin Rüyası”na odaklanıyor. Buna kimileri “Anlamlı ve Amaçlı Yaşamak” diyor, kimileri “Sevdiği işi yaparak para kazanmak” diyor. Gerçek rüyalarımız, ruhumuzdan, yüreğimizden gelir. Enerjimizi yükselten, değerli, yaratıcı, yararlı ve üretken olduğumuzu hissettiren her faaliyet, bize gerçek rüyamızın ne olduğu hakkında ipuçları verir. Hayatınızda keyif alarak yaptığınız faaliyetler neler?
Rüyalarını yaşayan, rüyalarını gerçekleştiren insan kendini farklı, özgün, canlı, enerjik, tutkulu ve daha “gerçek” hisseder. Kendisi olduğunu hisseder. Rüyalarını gerçekleştirmek bir seçimdir. Rüyalar atacağın adımlarla gerçekleşir.
“İyi de ben rüyamın ne olduğunu bile bilmiyorum” diyebilirsin.
Sor kendine: “Yüreğimin şarkısı ne?” “Ruhumu dans ettiren, yüreğimin söylediği o şarkı ne?” “Yıllarca yapmak istediğim ama birtakım engeller, korkular ya da inançlar nedeniyle yapmadığım/yapamayacağıma inandığım şey ne?”
Rüyanın ne olduğunu keşfetmek için en uygun zaman sabahları ilk uyandığın zaman ya da doğanın içinde kendine ayırdığın sessiz sakin zamanlardır. Zihin sakin olduğunda netlik artar. Tüm başarılı ve doyumlu insanlar büyük kararlarını sakin bir zihinle alır ve hayatlarının her alanında dengenin olmasına önem verir.
Belki şu anda birçok hedefin vardır. Onları teker teker gerçekleştiriyor ve hayatının yolunda gittiğini düşünüyor olabilirsin. Şu soruyu sor kendine: “Gerçekten mutlu muyum?” “Doyumun ve mutluluğun bana hedeflerimi gerçekleştirdiğimde geleceğine inanıyor muyum? Huzurun, doyumun kaynağı daima içimizdedir. Dünyanın tüm başarıları kişiye bu huzuru veremez.
Sıkça iç dünyanda nasıl hissettiğine dikkat et. Amaçları gerçekleştirmek iyidir. Onları gerçekleştirdiğinde gerçekten neler hissettiğine dikkat et. Kendini ödül kazanmış hissediyor musun? Yoksa bir mücadeleyi sona erdirip bir sonraki hedefe mi yöneliyorsun? Hayatında yarattığın küçük başarıları kutlamak için kendine zaman ayırıyor musun? Hiç kimse sana aferin demese bile sen kendine aferin diyor musun?
Sıkça iç dünyanda nasıl hissettiğine dikkat et. Amaçları gerçekleştirmek iyidir. Onları gerçekleştirdiğinde gerçekten neler hissettiğine dikkat et. Kendini ödül kazanmış hissediyor musun? Yoksa bir mücadeleyi sona erdirip bir sonraki hedefe mi yöneliyorsun? Hayatında yarattığın küçük başarıları kutlamak için kendine zaman ayırıyor musun? Hiç kimse sana aferin demese bile sen kendine aferin diyor musun?
Alıntıdır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

