10 Ekim 2016 Pazartesi

#119 : Bardağın Ağırlığı

Profesör, elinde, içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.


“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?” diye sordu.

Öğrenciler, ’50gr!’ …. ’100gr!’ …. ’125gr’ cevabını verdiler.

“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem” dedi profesör ve devam etti:“

Ama, benim sorum şu :
 Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
- Hiçbir şey
- Tamam, peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?
- Kolunuz ağrımaya başlardı.
- Haklısın; peki ya 1 gün boyunca tutsam ne olur?
- Kolunuz iyice ağrır, adaleniz spazm yapar, belki de
 çözüm bulmak için hastaneye gitmek zorunda kalırsınız.
 Sorularına cevap alan profesör, can alıcı noktaya temas etti:
- Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme ortaya çıktı mı?
Öğrenciler bir ağızdan cevapladılar:
“Hayır.”
- Peki o takdirde, zaman içinde kolun ağrımasına ve kas spazmına yol açan olay neydi?
 Profesör ikinci bir soru daha sordu:
- Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?
- Bardağı bırakırsanız, rahatlarsınız.
 Profesör beklediği cevabı almıştı.
Öğrencilerini kutladı ve bütün bu soruları sormasına sebep olan açıklamayı yaptı:
“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsan, bir sorun yaratmaz.Uzun bir süre düşünürsen, başın ağrımaya başlar. Ama hiç aklından çıkarmazsan,artık başka bir şey düşünemez hale gelirsin; bu seni bitirir. Elbette hayatınızdaki sorunları düşüneceksiniz; halletmeye çalışacaksınız.Ama en önemlisi, onları, her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır.Bu şekilde strese girmez ve sabah taze bir beyinle uyanırsınız. Taze bir güne,yeni sorunlarla mücadele azmini kazanarak başlamış olursunuz. Bu yüzden arkadaşlarınıza vereceğiniz en önemli tavsiye,
‘Bardağı yere bırak’ olmalıdır.”

Alıntıdır.

2 Eylül 2016 Cuma

#118 : Virginia Woolf

Bu dünyadaki en mutsuz insanlar, başkalarının ne düşündüğünü takıntı haline getirenlerdir. - Virginia Woolf

31 Ağustos 2016 Çarşamba

#117 : Gerçek Mutluluk İçin : Kendine Dön

İnsan ne kadar kendinden başka bir şeyle uğraşıyorsa - bu bir eşya olabilir, insan olabilir, hayvan olabilir- yani odağı ne kadar dışarıdaysa merkezinden o kadar uzakta demektir. Mutluluğun, sağlığın, huzurun kaynağı bana göre merkezdedir. Merkezde değilsen gerçek olandan uzaksındır. Her gün hatta her an kulağının, gözünün üzerinde olması gerekir. Başkasının ne yaptığı değil, senin kendini nasıl hissettiğin her şeyden önemlidir. Şöyle olursa mutlu olacağım, böyle davranırsa süper hissedeceğim gibi cümlelerin varsa acil durum ilan et kendine. Dışarıdan beslenen insan sadece kısa süreli tatminlerle yetinmek zorunda kalır. Bunun adı asla mutluluk değildir.

#116 : Ruhun Yasaları

DENGE YASASI: ORTA YOLU BULMAK  

 Nasıl yerçekimi evreni bir arada tutan bir yapıştırıcı ise, denge de evrenin sırlarının kapısını açan anahtardır. Denge; beden, zihin ve duygularımız, varlığımızın her boyutu için geçerlidir. Yaptığımız her şeyde, az ya da çok yaptığımızı bize hatırlatır. Yaşam sarkacımız ya da alışkanlıklarımız en uçlara gittiğinde diğer uca gitmemiz de kaçınılmazdır.  
 
SEÇİMLER YASASI: GÜCÜMÜZE YENİDEN SAHİP ÇIKMAK 

 Özgür iradenin sorumluluğu hem yıkıcı hem yapıcıdır. Seçimin gücüdür bu. Geleceğimizi büyük ölçüde belirleyen şimdi yaptığımız seçimlerdir. Koşullarımızı her zaman kontrol edemeyiz ama tepkilerimizi seçebiliriz. Seçim gücümüze sahip çıktığımızda dünyada dolu dolu yaşama cesaretini de buluruz.  
 
SÜREÇ YASASI: HAYATI ADIM ADIM YAŞAMAK  

 Süreç, her seyahatin küçük adımlarıdır. Adım adım her amaca ulaşılır. Süreç, zamanı aşar, sabrı öğretir, dikkatli bir hazırlanmanın sağlam temelini oluşturur. Ve ortaya çıkmayı bekleyen potansiyelimize güvenmeyi sağlar.  
 
ŞİMDİ YASASI: ANDA YAŞAMAK

  Zaman “geçmiş’ten geleceğe” uzanan bir paradokstur. Zamanın gerçekliği yalnızca zihnimizdedir. Zaman kavramı düşüncenin, dilin ve toplumsal fikir birliğinin bir ürünüdür. İşte daha derin bir gerçek: Yalnızca bu an var.  
 
ŞEFKAT YASASI: İNSANLIĞIMIZIN UYANIŞI 

 Evren bizi yargılamaz; sadece sonuçları ve dersleri gösterir. Neden-sonuç yasasıyla bize öğrenme ve denge kurma olanaklarını sunar. Şefkat her birimizin o andaki inanç ve kapasite sınırlarımız içinde yapabildiğimizin en iyisini yaptığımızın anlayışını kazanmaktır.  
 
GÜVEN YASASI: RUHA GÜVENMEK  

  Güven, evrensel bilinçle doğrudan bağlantımızdır. Güven işittiğimizden, okuduğumuzdan, öğrendiğimizden daha fazlasını bildiğimizi bize hatırlatır. Hepimizin içinde olan Evrensel Ruhun bilgeliğini, sevgisini hissetmek için görmemiz, dinlememiz ve güvenmemiz yeterlidir.  
 
BEKLENTİ YASASI: REALİTEMİZİ GENİŞLETMEK  

 Enerji düşünceyi takip eder. Hayal edebildiğimizin ötesine değil, ona doğru gideriz. İnandığımız, beklediğimiz, umut ettiğimiz şeyler deneyimlerimizi yaratır ve renklendirir. Mümkün olabileceğini gördüğümüz en derin inançlarımızı genişleterek yaşam deneyimizi değiştirebiliriz.  
 
ONUR YASASI: GERÇEK DOĞRULARIMIZI YAŞAMAK 

 Onur, ruhsal yasalarla uyum içinde yaşamak ve davranmaktır. Koşullar bize ne kadar karşı olursa olsun, onurlu yaşamak, içsel gerçeğimizi bilmek, kabul etmek ve ifade etmektir. Başkalarına söylediklerimizle değil, davranışlarımızla ilham vermektir.  
 
EYLEM YASASI: YAŞAMI UYGULAMAK  

 Ne kadar hissedersek ya da bilirsek bilelim, potansiyelimiz ve yeteneklerimiz ne olursa olsun, yalnızca uygulamayla onları gerçekleştirebiliriz. Çoğumuz kendimizi adama, cesaret ve sevgi gibi kavramların ne olduğunu anlıyoruz. Ama ancak bunları uyguladığımızda ne olduklarını bilebiliriz. Yapmak, anlayışı getirir. Uygulamak bilgiyi bilgeliğe dönüştürür.  
 
DEĞİŞİM YASASI: DOĞANIN MÜZİĞİYLE DANS ETMEK  

  Doğanın ritmi, dönemleri, devreleri vardır. Mevsim dönemleri, yıldızların ritmi, gel git hareketlerinin devreleri gibi. Mevsimler birbirini itmez. Bulutlar gökyüzünde yarış etmez. Her şey kendi zamanında olur. Tıpkı yükselen ve alçalan okyanus dalgaları gibi.
  
TESLİMİYET YASASI: YÜKSEK İRADEYİ KUCAKLAMAK  

  Teslimiyet, açık kollarla bu anı, bu bedeni, bu hayatı kabul etmektir. Teslimiyet, kendi yolunun önünden çekilerek, yüksek irade ile uyum içinde yaşayabilmektir. Teslimiyet, yüreğin bilgeliğidir. Teslimiyet, pasif bir boyun eğme değildir. Teslimiyet, her zorluğa ruhsal gelişim ve genişleyen farkındalık olarak bakabilmektir.  
 
BÜTÜNLÜK YASASI: BAĞLANTIMIZI HATIRLAMAK  

  Dünyada farklı yaşamları olan farklı varlıklar gibi görünüyoruz. Ama her farklı yağmur damlası nasıl okyanusun bir parçasıysa her birimiz de farkındalık okyanusunun, Tanrı’nın bedeninin bir parçasıyız. Hepimizin bir olduğu yüce gerçeğinin derinliklerinde sevgiyi ve huzuru bul. Korku, kıskançlık ve öfkenin ağırlığını geride bırakarak, anlayışın kanatlarında uç. Şefkat ülkesine doğru...

24 Mayıs 2016 Salı

#114 : Kendine Sor

“Hayatta karşınıza çıkan yolları ve köşe başlarını bir insan gibi kabul edip kendinize şu soruyu sorun: Acaba bu yolun / yörüngenin iyi bir kalbi mi var? Eğer soruya pozitif duygularla cevap veremiyorsanız, o yol size göre değil demektir.”

16 Mayıs 2016 Pazartesi

#113 : Dalai Lama

  • “Hoşgörü konusunda düşmanınız, en iyi öğretmeninizdir.”
  • “Barışı kendi içimizde sağlamadıkça, dış dünyada da sağlayamayız.”
  • “Uyku, en iyi meditasyondur.”
  • “Eğer başkalarını mutlu etmek istiyorsanız şefkat gösterin. Eğer mutlu olmak istiyorsanız, yine şefkat gösterin.”
  • “Hepimiz birlikte yaşamak zorundayız, bu yüzden birlikte mutlu da yaşayabiliriz.”
  • “Olaylara bütün açılardan bakın, bu şekilde daha açık olacaksınız.”
  • “Anlaşmazlık normaldir.”
  • “Olumlu bir harekette bulunmak için olumlu bir bakış geliştirmeliyiz.”
  • “Hayatımızın amacı, mutlu olmaktır.”
  • “Mutluluk hazır bulunan bir şey değildir. Onu kendi hareketlerinizle sağlarsınız.”
  • “Oldukça basit bir dinim var: Nezaket.”

  • 13 Mayıs 2016 Cuma

    #112 : ZAMAN NEDEN BAZEN HIZLI BAZEN YAVAŞ AKAR ?

    Neden sıkıcı bir toplantıda zaman bir türlü geçmezken arkadaşlarınızla dolu harika bir partide su gibi akar? Filmlerdeki zaman yolcuları neden var oluşun bu temel sorusuna cevap verme zahmetine girmezler? Neyse ki bazı araştırmacılar bu soruyu sormuşlar ve artık bir cevabımız var.

    Yeni araştırmaya geçmeden önce "yaklaşım motivasyonu” denilen bir fenomen hakkında biraz bilgi verelim.  Herkesin bildiği üzere insanlar olumlu bir ruh halindeyken zaman hızlı geçerken olumsuz bir ruh halindeyken daha yavaş geçer. İşin aslı şu ki bu doğru değil, bütün olumlu ruh halleri aynı değil.

    Örneğin tatmin ve sükunet duyguları "yaklaşım motivasyonu” olarak yüksek bir değere sahip  değil, bu yüzden zaman bu duyguların içinde uçup gitmez. Ne var ki arzu ve heyecan duyguları zamanın daha hızlı geçmesine neden olur, çünkü yaklaşım motivasyonları yüksektir, yani insanların bu duygular içinde bir şeyi başarmak isterler. Araştırmanlar zamanın hızlı geçmesine neden olan şeyi yaklaşım motivasyonu olduğunu söylüyorlar.

    Bu araştırmanlar tarafından yapılan ilk deneyde insanlara kısa zamanlı (400 milisaniye) veya uzun zamanlı (1600 milisaniye) sürelerle resimler gösterilmiştir. Bu resimler ya nötür (geometrik şekiller) ya da yaklaşım motivasyonu düşük (çiçekler) veya yüksek (lezzetli tatlılar) imgeler içermektedir. Deneklere resimlerin uzun mu yoksa kısa süreli mi gösterildiği sorulur.

    Yaklaşım motivasyonu düşük olan nötr nesnelerin yüksek yaklaşım motivasyonlu olanlara göre daha uzun süreli gösterildiği cevabı verilir. Yani yüksek yaklaşım motivasyonu düzeyleir zamanın daha hızlı geçtiği hissini yaratmaktadır.

    Üstelik denekler henüz yemek yemişken gösterilen resimler daha uzun süreli kalmış hissini yaratmıştır, çünkü daha az arzu vardır. İkinci bir araştırmada insanlara daha sonra yiyeceklerini umdukları tatlıların resimleri gösterildiğinde bu resimlerin daha kısa süreli gösterildiği izlenimi yaratılmıştır. Yani zamanın hızlı geçtiği algısı genel bir olumlu duygu ve heyecandan ziyade bir şeyi istemek veya bir şeyin peşinde olmakla ilgili. Hafızanız ve  dikkatiniz ilişkili olmayan duyguları ve düşünceleri dışarıda bıraktığı zaman,y zaman daha hızlı geçer görünmektedir. Motivasyonunuz su, yiyecek veya arkadaşlık gibi temel ihtiyaçlara odaklandığı zaman bu durum daha belirgin olmaktadır.

    Olumlu duygular zamanın hızlı geçmesine neden olmaktadır, ama ancak arzu ettiğıiniz bir şey sizi heyecanlandırıyorsa veya onun peşindeyseniz. Bu  durumu lehine kullanabilirsiniz. Sıkıcı bir aylık toplantıda hiçbir şey yemeden uzun saatler geçirecekseniz, toplantı sonrası için harika bir atıştırmalık hayal edin. Böylece zamanı hızlandırabilirsiniz, ama buna garanti veremeyiz, çünkü zaman yolcuları bile zamanı hızlandıramıyorlar.

    #111 : Mutluluk Veren Yiyecekler

      Araştırmacıların yaptığı bir çok çalışmanın sonucunda özellikle bazı yiyeceklerin duygu durumumuzu değiştirebilme gücüne sahip olduğu, depresyonun üstesinden gelmemize yardımcı olabileceği ve kendimizi çok daha mutlu hissetmemize sebep olabileceği ortaya çıkmıştır.

      "Mevsimlere Göre Beslenme” adlı kitabın yazarı ve beslenme uzmanı Janella Purcer, günümüzdeki depresyon ve anksiyetenin en önemli sebeplerinden birinin doğru beslenme alışkanlıklarına sahip olmamamızdan kaynaklandığını söylüyor ve sağlıklı yiyecekler ile günlük yapılan hafif egzersizlerin duygu durumumuzu yükseltmek için sandığımızdan çok daha etkili olacağını ekliyor. Bunun nedeni uygun yiyecekler ve hafif egzersizin sağlıklı ve dengeli bir ruh halini sürdürebilmemiz için gerekli olan "serotonin” adlı maddenin vücudumuzdaki dengesini ayarlamada önemli rol oynamalarıdır. Serotonin sadece duygu durumumuz üzerinde etki yaratmakla kalmayıp bir çok fizyolojik fonksiyonlarımızı da düzenleyen oldukça önemli bir hormondur.

    Peki ruh halimizi dengelemek ve daha iyi hissetmek için hangi gıdaları tüketmeliyiz? Gelin hep beraber inceleyelim…

    Meyveler
    Fransız beslenme uzmanı ve "Serotonin Gizemleri” adlı kitabın yazarı Caroline Longmore, bir hafta içerisinde 4 ila 11 muz tüketmenin çok daha mutlu hissetmemizi sağlayabileceğinden bahsediyor. Potasyum açısından da oldukça zengin olan muz, özellikle triptofan sentezini arttıran bazı amino asitler açısından oldukça zengindir. Triptofan ise halk arasında "mutluluk hormonu” olarak bilinen serotonini!in öncül maddesidir. Ancak mutlu hissetmemizi sağlayan tek meyve tabii ki muz değildir. Muz haricinde ananas, yaban mersini ve avokado gibi meyveler de benzer etki gösterebilmekte, duygu durumunu olumlu etkileyen B vitaminleri ve folik asit de içermektedirler. B vitaminleri ve folik asitin serotonin sentezi için gerekli olan amino asitlerin vücudumuz tarafından üretilmesine yardımcı olmaktadır. Tüm bunların haricinde özellikle yaban mersini antioksidan açısından oldukça zengin bir meyve olduğundan enflamasyonu (iltihap ve yangı) önlemeye yardımcı olmakta ve bizleri kansere karşı korumada etkili olmaktadır.

    Baklagiller
    Uzmanlara göre baklagiller de mutlaka tüketilmesi gereken gıdalar arasındadır. Bunun nedeni protein deposu olmaları, yağ içermemeleri ve bağırsakları temizlemeleridir. Özellikle nohut, kuru fasülye ve barbunya gibi baklagiller kan şekerimizi dengeleyerek her durumda daha soğuk kanlı davranabilmemize yardımcı olurlar.
    Baklagil tüketimi sayesinde karbonhidratların emilimi yavaşlayarak kan şekeri seviyesinin aniden yükselerek düşmesi gibi dalgalanmaların önüne geçilebilmekte ve açlık krizleri bir seviyeye kadar engellenebilmektedir. Sonuç olarak baklagiller ani duygu durumu değişikliklerinin önüne geçilmesinde oldukça etkilidir.

    Basmati Pirinci
    Bu hoş kokulu Hindistan pirinci de tıpkı baklagillere benzer etki göstererek diğer pirinç türlerine ve işlenmiş karbonhidrat ürünlerine göre kan şekeri seviyesini dengelemekte oldukça etkilidir.

    Deniz Ürünleri
    Özellikle yağlı deniz balıkları harikadır. Omega-3 deposu olan bu besinler beyin hücrelerinin daha iyi beslenmesini sağlayarak serotonin üretimini desteklerler. Omega-3, gerçekten de beynin yapısının büyük bir kısmını oluşturur ve bu yağ asidi açısından zengin gıdalar tüketirseniz depresyonunuzun önüne geçmekle kalmaz, beyninizin fonksiyonlarının daha sağlıklı işlemesine de yardımcı olmuş olursunuz. Özellikle somon balığı ve ton balığı gibi soğuk deniz balıkları tükettiğinizde daha çok omega-3 almış olacaksınız.Karides ve ıstakoz gibi kabuklu deniz canlıları da bol miktarda B vitamini, magnezyum ve çinko gibi minerallerle serotonin üretimine destek olacak ve daha iyi hissetmenize neden olacaktırlar.

    Az Yağlı Süt Ürünleri
    Az yağlı süt ve süt ürünleri yüksek miktarda D ve B vitamini, magnezyum ve çinko gibi vitamin ve mineraller içerdiklerinden, serotonin üretimine katkıda bulunmaktadırlar. Özellikle lor peyniri, serotonin üretimi için gerekli aminoasitleri barındırdığından harika bir seçimdir.

    Çikolata
    Yapılan bilimsel araştırmalara göre çikolata duygu durumunu yükseltmekle kalmıyor, bunun yanı sıra depresyonun bazı semptomlarını gidermeye de yardımcı oluyor. 2007 yılında Avustralya’da yapılan bir bilimsel araştırmada, araştırmaya katılan depresif kişilerin %61’i, küçük bir parça bitter çikolata yedikten sonra kendilerini çok daha iyi hissettiklerini belirtmişlerdir. Ancak uzmanlar aşırıya kaçmamanız için uyarıyor ve çikolatanın sadece bazı kişilik tipindeki insanlar üzerinde olumlu etki gösterdiğini, diğerlerinde çok etkili olmadığını ekliyorlar.

    Mutluluk İçin Daha Fazla Yiyecek Önerisi
    • Acil bir etki için selenyum açısından zengin yiyecekler olan fıstık, Antep fıstığı ve istiridye iyi seçeneklerdir.
    • Tavuk ve hindi, serotonin öncülü olan triptofanı yüksek miktarda içerir. Bu nedenle genel bir mutluluk hissi için sık sık tüketiniz.
    • Depresyonu etkisiz hale getirmek için uskumru balığı ve sardalya balıkları da etkilidir.
    • Güne iyi ve mutlu bir başlangıç için tüketeceğiniz yulaf ezmesi, B vitaminleri açısından oldukça zengin olmakla beraber, sabah erken saatlerde beynin ihtiyaç duyduğu glikozu sağlamak açısından idealdir.

    30 Mart 2016 Çarşamba

    #110 : Levent Kırca

     1974’te TRT ile girdim hayatınıza. O günden bu yana hayli zamanınızı aldım. 41 yıl… Yürekten teşekkür ederim, anılarınızda bana yer açtığınız için.
    Sayısız ödül aldım. Renk renk, biçim biçim. Altından olup bir şey ifade etmeyeni de var, tenekeden olup paha biçilmez olanı da… Aldığım ilk birkaç ödülü çalışma masamın üstüne koydum. Çalışacak yer kalmayınca, camlı bir dolaba koydum. Dolap isyan edince, odamı onlara tahsis ettim. Evi istila ettiklerinde ise, sokakta kaldım.
    Arada bir onları ziyaret ettiğimde hiç dertleri olmadığını gördüm. Üzerlerindeki toza rağmen şikayet edeni yoktu. Hepsi yerini biliyordu. Birbirlerine saygılılardı. Hiç kavga etmediler. Birbirlerini yemediler. Birarada mutlu mesut geçindiler. Altından da olsalar, tenekeden de olsalar, hepsi birer ödüldü. Hepsi eşitti.
    İki kardeş bir çorap yüzünden kavga edebilirler. Ama, komşunun çocuğu sorun çıkardığında, iki kardeş birlik olur. Evsahibi ile kiracı arasında problem olduğunda, bina yıkılacaksa birlik olurlar. O öbürünün tepesinden halı sarkıttığında kavga eden komşular, mahalle maçlarında birlik olur. Hacısı, ateisti, takımları gol attığında sarılır, ağlarlar. Düşman ülke sana savaş açtığında, ülke birlik olur. Toprağım dediğin adamın her işine koşarsın. Memlekette yüzünü görmek istemediğin, başka şehirde canın, memleketlin olur. Toprak aynı toprak, biraz tozlu, biraz killi… Su aynı su, biraz berrak, biraz kireçli… İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir?
    Güzellikler paylaşıldıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır.
    Geçmişlerimiz ve benim jenerasyonumdaki insanlar için, eskiler her zaman daha güzel gelmiştir. Daha sağlıklı, daha diri, daha dertsiz gelmiştir. Daha adaletli, daha umutlu gelmiştir. Eski zamanlar, ah o eski zamanlar’dır.
    Bu mektubumu sizlere, değerli bir film festivali vesilesiyle yazıyorum. O yüzden, benim için yeri çok ayrı olan bir yönetmenden alıntı yapmakta sakınca görmüyorum. Woody Allen’ın Midnight in Paris filminde zaman atlamaları vardır. Film günümüzde başlar, basit ama fantastik bir yöntemle sürekli geçmişe gider. Filmde o geçmiş dönemler içinde, Ernest Hemingway, Dali, Picasso, T.S. Elliot, Edgar Degas, Luis Bunuel gibi önemi tartışılmaz insanlara rastlarız. Hepsi, hangi dönemde yaşıyor olurlarsa olsunlar, kendi geçmişlerinin her zaman daha iyi olduğunu ve ona özlem duyduklarını belirtirler. Hepsinin ağzından ‘ahh o eski zamanlar’ cümlesini bir kez duyarız. Filmin ana önermesi ise, sonunda, en güzel an’ın, içinde bulunduğun, yaşadığın an olduğudur. Yaşadığımız şu an.
    Şu an… Elinizden yaşam boyu onur ödülünü alıyorum. Ödül vermek onore etmektir. Almaksa, onore olmak. Düşünüp, cesaret edip, bir şeyi hayata geçirdiğinizde, birileri için değer görüyorsa, sizi ödüllendirirler. Bunun karşılığı, maddi karşılığından büyüktür. O işiniz için ödül alırsınız. Yaşam boyu onur ödülü ise, yaşamda yaptıklarınızın, varlığınızın ya da amacınızın topyekün mükafatlandırılması gibidir. Bu ödülün anlamı benim için çok büyük.
    Bu ödülü de eve götüreceğim. Ama, diğer ödüllerin arasında başköşeye koymayacağım. Ödülsen ödüllüğünü bil! Diğerleri neredeyse, oraya, yanlarına koyacağım. O da onlarla birlikte tozlanacak. Onlardan biri olacak. Yaşam boyu onur ödülü de olsan, Cumhur’iyet altını da olsan, kimseye ayrı gayrı yapamam. Diğerleri tozlu raflarda dururken, sana saray şeklinde dolap yapmayacağım! Çünkü ödül de olsan, sana hak ettiğin anlamı veren, içinde bulunduğun dolabın büyüklüğü ya da şekli değil, bizim sana verdiğimiz değerdir.
    İster misin şimdi böyle dedim diye, bu ödül beni mahkemeye versin?
    Güzel şeyler paylaşabildiysek sizinle, ne mutlu bana. Benim jenerasyonumda bir insan çabalarının meyvesini görememe durumuna mı üzülmeli, yoksa daha kötülerini yaşamayacak olduğu için teselli mi bulmalı, şu an bilemiyorum.
    Yine Woody Allen ‘bir yönetmenin en büyük hatası, bu kötü senaryoyu çekerek adam ederim demesidir’ der. Siz de yönetmensiniz. Ailenizi yöneten, işinizi yöneten, etrafınızı yöneten… ‘Şu an’ yöneten… Birlik verip bu senaryoyu değiştirin. Değiştirin ki, filminiz iyi olsun.
    Dik durun.
    Adil olun.
    Sabırlı olun.
    Enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin.
    Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle.
    Atatürk’le kalın.
    Cumhuriyet’le kalın.
    Hoşçakalın.”

    18 Mart 2016 Cuma

    #109 : Kim Olmayı Seçiyorsun ?

    Evrensel güç, bizi kendi değerlerimize göre kabul eder. Ve inançlarımızı ayna gibi yaşamımıza yansıtır. Eğer “hayat yalnızlıktır ve kimsenin beni seveceğine inanmıyorum”u seçiyorsam, hayatımda da bunu bulacağım. Ama, bu inancı kafamdan atmak ister de, “Sevgi her yerde. Ben seven ve sevilen bir kişiyim” gibi olumlu bir düşünceyi benimser ve bunu kendime sürekli tekrarlarsam, bu da benim yeni gerçeğim olacaktır. Yani hayatıma sevecen insanlar girmeye başlayacak, yaşamımda zaten var olan insanlar bana karşı daha sevecen olmaya başlayacak ve kendimin de sevgimi kolaylıkla başkalarına ifade edebileceğimi göreceğim.

    22 Şubat 2016 Pazartesi

    #107 : Shakespeare

      Sevin, sevilin. Güzellikleri kabul edin, çirkinlikleri görmezden gelin. Daha iyi bir insan olabilmek için adım atın, aşık olun, heyecanlanın, sizi üzen, kıran her şeyi bırakın. Kendinizi iyi hissetmek için yine kendinize izin verin. Keyifli bir hafta dilerim herkese..

    Kendimi her zaman mutlu hissederim.
    Neden biliyor musunuz?
    Çünkü kimseden bir şey ummam.
    Beklentiler daima yaralar.
    Hayat kısadır.
    Öyleyse hayatınızı sevin.
    Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin.
    Sadece kendiniz için yaşayın ve;
    Konuşmadan önce dinleyin,
    Yazmadan önce düşünün,
    Harcamadan önce kazanın,
    Dua etmeden önce bağışlayın,
    İncitmeden önce hissedin,
    Nefret etmeden önce sevin,
    Vazgeçmeden önce çabalayın,
    Ölmeden önce yaşayın.
    Hayat budur.
    Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.